27 Şubat 2010 Cumartesi

TÜRK SPOR MEDYASI NE ZAMAN DÜZELİR?

(...)

Ufak bir hatırlatma yapacağım: 4 yıl üst üste Galatasaray’ın lig şampiyonluğu sonrası kazanılan UEFA kupası ile kendisine İmparator payesi verilmişti. Floransa’ya gidip Fiorentina’da Sinyor Terim şekline büründüğünde, kahraman spor basını sırtını sıvazlayıp “İtalyan karizması nasıl da yakışmış,” demişlerdi. Zaten o kibri depolamaya müsait olan Fatih Terim hem imparatorluğunu hem de sinyorluğunu konuşturuyordu. Ki oynadığı reklamlarda İtalyanca konuşmuşluğu da vardır. Daha sonraki basın toplantısında İngilizceyi paralamış az mı?

Aslında Fatih Terim’i ele almak çok da matah bir şey değil, hele herkes yeterince konuyu değerlendirirken bizimkisi göle maya çalmaktan ibaret. Sadece 2010 Güney Afrika Dünya Kupası’na gidemeyecek olan milli takım dolayısıyla, iştahı kabaran spor medyasının tavrını şöyle bir gözden geçirince bunca yıl Fatih Terim’in hata yapmasını mı beklediniz dedirttiler. Eh intikam soğuk yenen yemekmiş, bir kere daha ispatlandı. (...)

Yazının Devamı İçin TIKLAYINIZ

http://www.oynakbeyi.com/post/213181467/fatihterim

26 Şubat 2010 Cuma

TÜRK'ÜN "DANS"LA IMTIHANI

Geleneksel düğün atmosferinde sıkça duyduğumuz cümleler vardır. Bunlardan birisi, erkek ve kadınların “taraf” olarak bağırdığı “ayağına bas!” çığlıkları, diğeri ise “bilsem oynamaz mıyım?” savunmasına takiben “biz biliyoruzda mı oynuyoruz,” atağıdır. Son cümle çoğunlukla geleneksel oyunlarımız için söylense de umumiyetle batı dünyasından ithal danslar için de söylenir. Zira aynı düğünlerin, “medeni cesareti” yüksek abiler tarafından sergilenen çılgın figürlü dansları da halk efsaneleri arasındadır.

Dans etmek konusunda kimilerinin önemli tabuları olduğu gibi, kötü tecrübeleri de vardır ve olmaya da devam edecektir. Ancak son 20 yılda ülkemizde “dans” (kimi yörelerde “dens”) kavramının başına gelenler belki de hiçbir şeyde yaşanmamıştır. Şöyle bir hafızalarımızı zorladığımız zaman gözümüzün önüne gelecek tablo, bizi hayretlere düşürebilir. Çünkü memleket nerelere gelmiş diyeceğimiz şeyleri yaşadık “dans/dens” mefhumunda.

.....

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

http://www.oynakbeyi.com/post/211223919/dans

25 Şubat 2010 Perşembe

FUTBOLUN MODERN ZORLUKLARI!

Ne yazık ki, 2010’da Güney Afrika’da düzenlenecek olan Dünya Kupası’na Türkiye bu sene gidemeyecek. Ne yazık ki diyoruz, çünkü insanların 2010’a kadar devam edecek krizden uzak kalmalarını sağlayacak tek unsur ellerinden alındı aslında. Şimdi herkes Türk Milli Takımı’nı ve bilhassa Fatih Terim’i tartışıyor. Nerede hata yaptı diye; aslında mesele çok daha büyük.

Bir zamanlar modern kelimesi sadece film adı veya bazı sanat akımları için kullanılırken, artık pek çok şeyin başına veya sonuna ekleniveriyor. Defalarca da söylendiği üzere futbol da bundan nasibini alanlardan. Pek çok açıdan gerek dünyada, gerekse ülkemizde futbolun modern düzeye oluşması iyi bir şey elbette. Neticede kulüp başkanlarından, hisse senedi sahiplerine, reklam veren kuruluşlardan organizatörlere, futbolculardan taraftarlara herkes kendine bir pay çıkarıyor bu modern futbol anlayışından. Ancak modern matematiğin çok bilinmeyenli denklemleri, nasıl bir kuşağın kafasını karıştırdıysa, modern futbolda bir o kadar kafa karışıklığına sebep oluyor.

Yazının DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

http://www.oynakbeyi.com/post/210330761/futbol

24 Şubat 2010 Çarşamba

YABAN RÜZGARI yahut olası bir LEVENT KIRCA SARHOŞLUĞU

Son ayların, televizyon izleyicilerinin biraz da ufak bir internet manipülasyonuyla- favori programı Haneler. Daha doğrusu Haneler isimli skeçler toplamı programdan “Yabanhane” isimli skeç bölümü. Skeç genel olarak, kent hayatından tiksinmiş, yakışıklı, fazlasıyla maço, biraz kalın kafalı fakat okumuş yazmış bir adam olan Yaban ile, ona âşık olan zengin, soylu, züppe bir çevrenin kızı olan Pınar arasındaki bol bağırmalı çağırmalı, gerekirse tokat atmalı, üst yırtmalı, cam kırmalı bölümlerden oluşuyor. Neticede bir dönemin Türk filmlerinden “kült” olarak adlandırabileceğimiz bir filmin parodisini yaptığı için eğlenceli hattâ başarılı da bulunabilir. Zira oyuncuların “ses taklidi” eğlenceli gelebiliyor insanlara, birtakım kelime oyunları da cabası.

Ancak bu yazı yazılırken 19. belki de 20. bölümü yayınlanan programın, birdenbire popülerleşen “Yabanhane”si biraz televizyonlardaki skeç ve parodi programlarını hatırlayanlar için, sonu belli bir oyuna benziyor sanki.

Yazı karamsar başlamış gibi gelebilir, ama ne yazık ki Yaban Rüzgarı bir süre sonra televizyon izleyicisine tat vermeyecek gibi, daha da kötüsü, halkın belli bir kesimi “Yaban” izlememeyi entelektüel birikiminin bir yansıması ve “aah hiç izlemedim ben onu,” demeyi marifet sayabilecek konuma gelecekler. Çünkü benim de içinde bulunduğum bir nesli kocaman adamlar eden, televizyon karşısında ödevlerini yapmaktansa Levent Kırca’nın bel hizasında espriler yapan, tiplemelerini izlemeyi tercih eden nesil, bugün sağda solda çalışır, hattâ çoluğa çocuğa karışır oldu. Ama Olacak O Kadar hâlâ devam ediyor, garip ama gerçek. Hattâ Olacak O Kadar etkisi de devam ediyor. Bu hem televizyon açısından, hem de Levent Kırca açısından değişik sonuçları olan bir devam…

YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

http://www.oynakbeyi.com/post/209222740/yaban

23 Şubat 2010 Salı

NIHAT DOĞAN VE TÜRK MÜZIĞINDE 3K SENDROMU


3K: KATIRDAKİ KAFA KARIŞIKLIĞI

Türkiye’de Pop Müzik Tarihi’ni (pop müzikten kastım popüler müziktir herhangi bir tür karmaşasına girilmesin lütfen) pek çok isim kaleme almıştır. Naim Dilmener ve Murat Meriç’in kaleme aldıkları hem son derece kapsamlı, hem ilgilenenler için en geniş çalışma örnekleridir. Fakat ne yazık ki bu güzide kitapların en önemli eksiği Nihat Doğan’a gereken önemi göstermemiş olmalarıdır. Aslında Nihat Doğan’a gereğinden fazla önem gösteren bir memleketiz, gerek “medya ve sistem muhalifi” (ama günde 5 ayrı kanalda 9 ayrı program yapıp, 45 ayrı reklamda rol almasıyla bunun bir parçası olduğunun ispatı) sıfatıyla Türkiye’nin hâlâ krallıkla yönetildiğinin göstergesi Okan Bayülgen’in programına periyodik aralıklarla katılması, gerek arada bir Türkiye’nin en seksi erkeği seçilmesi, gerek ana haber bültenlerinde haber başlığı yapılan, ancak özünde zırvalığın daniskası olan sözlerine maruz kalma sıklığımız ele alındığında ona fazlasıyla önem verdiğimiz bir gerçek. Sözünü ettiğim kitapların genişletilmiş baskıları yapıldığı vakit, Nihat Doğan’a gereken önemi vereceklerinden hiç kuşkum yok. Neyse asıl konumuzdan çok fazla uzaklaşmayalım. Nihat Doğan ve müziği!

TAMAMINI OKUMAK İÇİN

http://www.oynakbeyi.com/post/296731670/nihatdogan1071

17 Şubat 2010 Çarşamba