


Katakofti‘yi ilk okuduğumda, aslında fazlasıyla usta işi bir kitap olduğunu fark ettim. Demek istediğim, artık kendini ispatlamış bir yazarın yaptığı dil ve üslup oyunlarını uyguladığı, tıpkı Necatigil’in Kareler kitabı gibi, bir ustalık dönemi ürünü gibi duruyor. Bu kitaptan önce, yayınlanmasa da elediğiniz dosyalar oldu sanırım. Ne kadar zamanınızı aldı bu kitap?
Bu kadar övgüden sonra, artık şu kibirli şehir efsanesinin Picasso’su gibi cevap verebilirim sanırım bu soruya. Hani Picasso iki dakikada harika bir resim çizince şaşırıyor karşısındaki, o da “Sadece iki dakika değil, altmış yıl ve iki dakika” diyor ya. Katakofti de otuz dört yıl ve sekiz gecede tamamlandı. Aslında ilk hikâyeyi yazarken bir dosya halinde düşünmemiştim. Bir buçuk yıl önce başladığım ve bitmeyen birkaç projem vardı. Arkadaşlarımın ısrarları sonucunda, gündelik hikâyeler yazıp dergilere göndermeye karar vermiştim. Sesi kapalı televizyona boş boş bakarken, “Bir bulmaca hikâye edilebilir mi?” diye sordum kendime. Televizyonu kapatıp işe giriştim ve bir kare bulmaca oluşturmaya başladım.
Hikâyenin ilk hali o gece bitti. Ama ben aşina olduğum kavramlarla bir bulmaca oluşturmuştum. Bunun yerine bir başkası tarafından hazırlanacak profesyonel bir bulmacayı hikâyeye dönüştürmek daha doğru olur dedim. Hem böylece işimi daha da zorlaştırmış, sınırlarımı zorlamış olacaktım. Bu arada bulmacaya bir de şifre gömülü olsun istedim. Bulmacayı Nurettin Pirim’e sipariş ettim. Sorularına ve yanıtlarına hiç karışmadığım, fakat bazı harfleri içermesini istediğim bir bulmacaydı bu. Sadece şifrede yer alacak harfleri söyledim. Bir de kullanılacak kelimelere dönem sınırı koyduk: Çünkü ilk dört hikâye aslında birer dönem hikâyesi. Muhtemelen 1951 TKP tevkifatı sırasında yaşanıyor bunlar. Bulmaca o dönemde kullanılan kelimelerden oluşsun dedik. Bulmacanın tamamlanması iki ay sürdü. Gelir gelmez ilk hikâyeyi tadil ettim ve son halini aldı.
Hikâye bitince şunu düşündüm: Unsurlarından biri değişseydi, şöyle değil de böyle olsaydı, hikâye nasıl değişirdi? Her hikâyede bir unsuru değiştirerek bunun kurmacadaki değişimini izledim. Bu soruşturmanın sonucunda yedi hikâye daha ortaya çıktı. Bunların her birine de birer gece harcadım. Böylece dosya sekiz gecede tamamlandı.
Ama elbette bunun da bir evveli var. Doksanların ortalarında, Arjantinli bir yazarın adıyla, sözde İspanyolcadan çevrilmiş, Borgesyen hikâyeler yazıyordum. Ama hiçbirini yayımlamadım. Uzunca bir süre ise hiçbir şey yazmadım. 2005’te Hayvan’da yayımlanan yazılarla, kalem mesaisine tekrar başladım diyelim.
BU KEYİFLİ SÖYLEŞİ'NİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ